Yunus Emre der ki: “Küçük insanlar dengini, büyük insanlar kendini arar.”
Asırlar sonra Sezen Aksu bir şarkısında bunu tamamlar:
“Kimse kimseyi çözemez,
O kadar derine inemez,
Ya karşılaşırsa kendiyle,
O kazıyı göze alamaz.”
İnsan, çoğu zaman başkalarını anlamaya çalışırken kendinden uzaklaşır.
Hayat, bize başkalarını çözmenin değil, kendimizi keşfetmenin daha büyük bir yolculuk olduğunu defalarca gösterir.
Ama içe bakmak, cesaret ister. Kendi derinliklerine inmek, maskeleri bir kenara bırakmak, acılarını, korkularını ve çelişkilerini çıplak gözle görmek…
Bunu herkes göze alamaz. Çünkü insan en çok kendi gerçeğinden korkar.
Galiba her birimiz, insan yanımızla bir başkasının acısından veya sevincinden bir parça taşıyoruz içimizde.
Gözyaşımız ya da kahkahamız, düşündüğümüzden çok daha fazla benziyor birbirine.
Ve farkına varmadan, hepimiz bir zincirin halkaları gibi birbirimize bağlıyız.
Birinin kahkahası diğerinin umudu olurken, bir başkasının gözyaşı da içimizde derin bir yankı bırakabiliyor.
Yaşadıklarımız ve hissettiklerimizle aslında biraz kendimiz, biraz da herkes gibiyiz.
Ancak çoğumuz, dış dünyada olup bitenlere kendimizi kaptırırken, iç dünyamızı ihmal ediyoruz.
Daha çok sahip olarak tamamlanacağımızı, daha güçlü görünerek korunacağımızı, daha çok konuşarak anlaşılacağımızı sanıyoruz.
Ama belki de en büyük uyanış, içimizdeki sessizliği duyabilmekte, ruhumuzun derinliklerinde yankılanan sorulara kulak verebilmekte saklıdır.
Kişisel hırs ve kibirden sıyrılıp, dışarıya baktığımız kadar kendi içimize de dönebildiğimiz,
içimizdeki küçük çocukla temas edebildiğimiz cesur anlar ve uyanışlar dilerim her birimize.
Carl Jung’ın dediği gibi:
“Dışa bakan rüya görür, içe bakan uyanır.”




