Edit Content

Copyright© 2025 Ersel Kocaboz, Tüm hakları saklıdır.

 Hikayemizden Kaçarken Kendimize Çarpıyoruz

 Hikayemizden Kaçarken Kendimize Çarpıyoruz

Evrensel bir telaş var; çünkü herkes kendinden kaçıyor.
Kimimiz daha çok çalışarak, kimimiz daha çok tüketerek, kimimiz ise sürekli yeni başlangıçlara savrularak…
Ama kaçtığımız şey, peşimizden gelen gölgemiz gibi her adımımızda bizi takip ediyor.
Oysa nereye gidersek gidelim, hikayemizi de farkına varmadan bavulumuzda taşıyoruz.

Biriktirdikçe daha özgür olacağımızı, sahip oldukça daha mutlu, terfi ettikçe daha güçlü hissedeceğimizi sanıyoruz.
Ama gerçekte, biriktirdiklerimiz bazen üzerimize yük oluyor, sahip olduklarımız bizi esir alıyor, güç sandığımız şey ise bizi yalnızlaştırıyor.

Ve gün geliyor, kaçtıklarımız eninde sonunda başımıza gelenler,
korktuklarımız ise önümüze çıkanlar oluyor.
Özenle inşa ettiğimiz bedensel konforlarımız, bir anda ruhsal acılara dönüşebiliyor.

Oysa yüzleşebildiğimiz kadar cesur, başa çıkabildiğimiz kadar güçlü ve vazgeçebildiğimiz kadar özgürüz.
Çünkü bazen iyileşmek, sahip olmak değil, bırakabilmektir.
Bazen huzur, kontrol etmek değil, akışa güvenebilmektir.
Bazen kazanmak, savaşmak değil, kabullenebilmektir.

Ve hayat, sadece başarılarla değil, kırılganlıklarımızla da anlam kazanır.
Biz, içimizdeki eksiklerle tamamlanır, yaralarımızdan güçleniriz.
Birbirimizden öğrendiğimiz kadar büyür, kendimize dönebildiğimiz kadar derinleşiriz.

Maddeyle anlam,
Kontrolle akış,
Mücadeleyle kabul,
Gözyaşıyla tebessüm,
Başlamakla vazgeçmek,
Ait olmakla terk etmek,
Hastalıkla şifa bulmak,
Tek başınalıkla bir aradalık…

Tüm bir hayat, bu dengeler üzerine kurulu.
Kimimiz o dengeyi bulur ve içsel huzura kavuşur,
kimimizse dengenin kayıp halkalarını ararken depresyonla anksiyete arasında savrulup durur.
Ta ki taşları yerli yerine oturtuncaya kadar…

 

Paylaş: